Kur'ân’la Davet

 

 

Hiç şüphesiz davetçinin el kitabı Kur’an-ı Kerîm’dir. Kur’an-ı Kerîm bizim davet ettiğimiz kitaptır. Ona en iyi davet yine onunla yapılır. 

 

Burada onun nasıl bir kitap olduğunu uzun uzun anlatmamız gerekmez. Çünkü bu daha önce yazdığımız konusudur. Ancak burada şimdi söyleyebileceğimiz, bir davetçinin sürekli Kur’an-ı Kerîm’in sofrasında maddî ve manevî açlığını gidererek kendisini doyurması, yorulan zihnini onunla dinlendirmesi, dünya ve ehli ile daralan kalbini onunla açması, şuurunu onunla yenileyip bilincini tazelemesi gereğidir.

 

O yüzden davetçi eline Kur’an-ı Kerîm’i alan adamdır. Alan ve oradan okuyarak insanları Allah Teâlâ’nın sözleri ile yine Allah Teâlâ’ya çağıran adamdır. 

 

Bunun için Kur’an-ı Kerîm’i çok okumalı, anlamaya çalışmalı, muteber tefsirlerden yararlanmalı, elinde sürekli Mushaf eskitmelidir. 

 

Kur’an-ı Kerîm’in yanı sıra hadis-i şerifler de onun en büyük davet malzemesidir. Davetçi hadis-i şerifler ile Peygamber Efendimizi (Aleyhi's Salatu ve's Selam) ve sünnetlerini tanır. Bunun için siyer ilminden de istifade eder. Amaç o Resulü iyi tanımak ve yaşadığı hayatı anlayarak hayatına rehber edinmektir. Zira o davetçinin “üsve-i hasene”sidir. O, davetçinin yol gösteren kılavuzu, takip ettiği lideri, hayatında edindiği biricik önderidir. 

 

Onu takip etmek insanı Kur’an-ı Kerîm’e çıkarır zaten. Bu iki yol aynıdır. Sevgili Peygamberimiz (sav)  yaşayan Kur’an, yürüyen Kur’an’dır. Onu, Kur’an-ı Kerîm’i indiren Rabbül âlemin terbiye ederek eğitmiş ve öğretmiştir. Bu yüzden Kur’an-ı Kerîm’in hakikatleri ile Sünnet-i Seniyye ve hadis-i şeriflerin hakikatleri aynen birbirinin özel ve geneli gibidir. Biri metin ise diğeri yorum ve şerhtir, açıklamadır, uygulamadır. Bütün bunlar da davetçinin azığıdır.

 

Bunun yanında geniş bir İslam tarih ve medeniyeti bilgisi davetçinin en büyük yardımcılarındandır. Asıl olmasa da varlığı zenginliktir, saadet kaynağıdır. Elbette geçmiş selef-i salihin’in hayatlarını ve hikmetli söz ve işlerini bilmek de büyük bir değerdir. Bu yüzden alimlerin ve velilerin hayatlarından bahseden tabakat ve teracim kitapları dahi davetçinin azığında yeşillik ve baharat gibi tat verir. 

 

Fakat insanların hikayelere meyline aldanıp da bunları Kur’an-ı Kerîm’in ve hadis-i şeriflerin önüne geçirmek hatadır, yanlıştır, faydasızdır ve vakti zayi ettiği için vebaldir.

 

Burada din adına yazdıklarımız herkese açıktır, okur ve eleştirirler. Eleştiri gerekçeleriyle birlikte değerlendirmedir, olumlu olumsuz. Kim bizi eleştirirse, inanın bundan mutluluk duyarız, onurlanırız. “Ne güzel, zahmet etmiş, emek vermiş ve eleştirmiş” deriz. “Sağ olsun, var olsun” deriz.

 

Amma ne Kur’an-ı Kerîmi bilir, ne hadis-i şerifleri okur, ne Sünnet-i Seniyye’yi araştırır, ne de fıkıhtan haberdardır, fakat kalkar da insanları İslam’a davete yeltenir, helal haramdan ahkam keser, iyi ve kötüyü tayine kalkışırsa, bu cehl-i mürekkep de öldürür gerçek alimleri, davetçileri, mürşitleri.

 

Ve böyle biri bizi de eleştirmeye kalkınca tepkimiz bazen farklı oluyor. Neşemiz yerindeyse gülüp geçiyoruz, değilse hoş değil ama öfkeleniyoruz. Allah hepimizi de af edip ıslah eylesin.

 

“Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz” denilmiştir. Tamam, noksansız kişi olmaz, iyi ama insan dediğin en azından haddini bilmeli. 

 

Öyle değil mi?

 



Share to Facebook Share to Twitter
Yazarn Tm Yazlar:
                 
Tüm Hakları Saklıdır.Desing By Gökay KARAKOÇ 2011 E-Posta strateji_25@hotmail.com