Müslüman Duyarlılığı ve Günümüz İnsanı

Bilindiği gibi, Efendimiz (sav)sadece bir kavme değil, tüm insanlığa Rabbimiz(cc) tarafından peygamber olarak gönderilmiştir. Bu yönüyle en son ve en ekmel bir tevhid dini olan İslâmiyet cihan şümul bir dindir. Her türlü cahiliye inanışlarının hâkim olduğu Arap toplumu, İslâmiyet’le şereflendikten sonra, İslâmiyet sayesinde, insanlık tarihinin bir daha göremeyeceği “Asrısaadet” çizgisine ulaşmıştır. O kutlu asrın insanları, İslâmiyet sayesinde yüzde yüz hayatlarını ve yaşam biçimlerini değiştirerek, İslâmiyet’in etkisiyle dünyanın en zarif ve en duyarlı insanları olmuşlardır. Yazımıza bir örnek olması için söylemek gerekirse; cahiliye döneminde kendi öz kız çocuğunu diri diri toprağa gömebilecek kadar vahşileşen bir Hattaboğlu Ömer, -sonraların Hazreti Ömer’i- Müslüman olduktan sonra kendi hilafeti döneminde ”Dicle kenarında bir koyunu kurt kaçırsa Allah(cc) onu Ömer’den sorar” diyecek kadar hassas olmuştu. İslâm kardeşliği anlayışıyla hareket eden sahabe efendilerimiz ve onların yolundan gidenler, insanlığın en büyük medeniyeti olan “İslâm medeniyeti”ni kurmuşlardır. Söz konusu edilen inanç ve anlayışla, dünyanın dört bir yanına dağılan sahabe efendilerimiz ve onların yolundan gidenler, Asya’dan Afrika’ya, Avrupa’ya dağılarak İslâmiyet’in bütün dünyaya yayılmasına vesile olmaya çalışmışlardır. Böylece Avrupa’nın “Orta çağ” dediği ve kendileri için gerçekten de karanlık çağ olan; fakat İslâm dünyası için gerçekten de altın çağ olan o muhteşem “İslâm Medeniyetini” kurmuşlardır. Allah(cc) hepsinden razı olsun ve kıyamette şefaatlerinden mahrum eylemesin. İslâm dünyasının ihtişamı, Orta çağdan sonra gelen ‘Yakın çağın’ başlarında ve ortalarında şöyle ya da böyle devam etmiştir. Fakat İslâm ülkeleri maalesef, XVIII. yüzyılın sonlarına doğru, Sanayi inkılâbından sonra Avrupa ülkelerinde başlayan teknolojik gelişmelerden sonra yavaş yavaş eski ihtişam ve güçlerini kaybetmeye başlayacaklardı. Bu noktadan sonra mağlubiyet psikolojisi ile hareket eden sözü edilen ülkelerin insanları, giderek yavaş yavaş kendi kültürlerinden ve değer yargılarından uzaklaşmaya başlayacaklardır. Bunun doğal sonucu olarak da, artık Müslüman fertler giderek kendilerine olan güvenlerini kaybetmeye başlayacaklar. Bu da onları, yaşadıkları toplumun sorunlarına daha da ilgisiz kalarak, inançlarından kaynaklanan sorumluluklarından yavaş yavaş uzaklaşmalarına sebep olmuştur. Hâlbuki dinimiz olan İslâmiyet, Müslümanları yaşadıkları çağın her türlü sorunlarına karşı sorumlu ve duyarlı olmaya davet etmektedir. Allah(cc) Kur’an-ı Kerim’de Müslümanları tasvir ederken “Siz insanlar için meydana çıkarılan en hayırlı ümmetsiniz; insanlara iyiliği emredersiniz, kötülükte bulunmamalarını söylersiniz ve Allah\'a inanırsınız.” (Âl-i İmrân–110) şeklinde ifade buyurmuştur. Yukarıdan beri ifade etmeye çalıştığımız bu gerçekliği, Ahmet YAPICI ‘Müslüman Duyarlılığı’ başlıklı makalesinde çok enfes bir şekilde şu şekilde ifade etmektedir: “Bir Müslüman’ın, içerisinde yaşadığı toplumdaki iyilikleri ve iyi insanların çoğalmasını sağlamaya çalışmak; bu amaçla gayret göstermek ve toplumdaki kötülüklere karşı mücadele etmek, onların etkisini asgariye indirmek gibi bir görevi vardır. Olmalıdır da. Bu görev dini olduğu kadar, aynı zamanda insanî bir görevdir. Çünkü Müslümanlar, iyilik ve güzelliklere sadece kendileri sahip olup, diğer insanları yok sayacak kadar bencil insanlar değildirler ve olamazlarda! Peygamberimizin \"Kişi kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe gerçek mümin sayılmaz\" sözü bu gerçekliği çok açık bir şekilde ifade etmektedir. Müslümanlar kendilerinin kötülüklerden uzak kalmasını yeterli görerek, başka insanların kötülüklere ve zararlı şeylere müptela olmalarına kayıtsız kalan ve \"nasılsa ben kötülük yapmıyorum veya kötülüğe maruz kalmıyorum\" diyerek duyarsız kalan bencil insanlardan değildirler. Başkalarının zalim veya mazlum olması onları sevindirmez aksine üzer, rahatsız eder.” Günümüzün bilinçli Müslümanları, içerisinde yaşadıkları toplumun her türlü sorunlarıyla ilgilenmeyi bir ibadet anlayışı içerisinde ve Allah(cc) ın rızasını umarak yapmaları gerekir. Çünkü her türlü fitne ve fesatların kol gezdiği âhir zamanda, içerisinde yaşadığımız toplum yararına, Allah(cc)ın rızasını umarak yapılan çok az bir faaliyetin bile Allah(cc) indindeki makbuliyetinin çok fazla olduğuna inanıyoruz. Velhasıl insanlığın kurtuluşu, Müslümanların vasıflarıyla ilgili yukarıda söz konusu etmeye çalıştığımız inanç ve değerlerin bütün dünyaya yayılmasıyla mümkündür. Selâm ve dua ile…
Share to Facebook Share to Twitter
Yazarın Tüm Yazıları:
                 
Tüm Hakları Saklıdır.Desing By Gökay KARAKOÇ 2011 E-Posta strateji_25@hotmail.com