Sekülerizmin Neresindeyiz?

Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanmış olan ‘Güncel Türkçe Sözlüğe’ göre, sekülerizm kavramının yalın halde kullanılması olarak ifade edilen “seküler” kelimesi, Fransızca “seculier” sözcüğüne dayanmaktadır. Anlamı ise, laik yaşama ait, dinden bağımsız olan anlamına gelmektedir. Seküler kelimesi, dünyevi olanı belirtir ve dünyanın nesnel halinin göz önünde tutulması anlamına gelir.


“Sekülerizm” kavramı ise, toplumun âhiretten ve diğer dinî meselelerden ziyade dünya hayatına odaklanması gerektiği anlamına gelmektedir. Sekülerizm, dinî öğeleri sosyal, hukukî ve siyasî anlamda tayin edici kılan bir yaklaşımın tersine; bunları sosyal, hukukî ve siyasî alandan ayıran bir yaklaşımı tanımlar. Sekülerizm insanlara, ilahî/dinî olanın karşısına, aklı önceleyen, bireye sınırsız/hesapsız özgürlük veren alternatif bir hayat modeli, karşı duruş sunmaktadır.


Laiklik ve sekülerizm kavramları Türkçede sıklıkla eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Laiklik kavramı, daha kapsamlı olan sekülerizm hareketinin bir parçasıdır.


Osmanlı Devletinde aydın kesimden başlayarak halka doğru yayılan Batılılaşma çizgisi Tanzimatla beraber başlamıştır. Söz konusu süreçten sonra devam eden yıllarda, güya, devleti dağılmaktan kurtarmak için başta hukuk alanı olmak üzere Batıyı örnek alan birçok düzenleme yapılmaya çalışılmıştır. Bu cümleden olmak üzere ifade edecek olursak, Tanzimatlı yıllardan itibaren eğitim-öğretim alanında medreselerin yanında Avrupa’yı örnek alan yeni okullar açılmaya başlanmıştır. Söz konusu dönemde bir taraftan klasik eğitim kurumları olan Medreselerin eğitim-öğretim faaliyetleri devam ederken, bir taraftan da Avrupa’yı örnek alan yeni okulların eğitim-öğretim faaliyetleri devam etmiştir. Bu da, farklı müfredatlara sahip farklı okullarda okuyanlar arasında anlaşmazlığı beraberinde getirmiştir. Anadolu coğrafyasında yeni devleti kuran kadronun büyük bir ekseriyeti yeni okullardan mezun olan kadrolardan oluşmaktadır.


Cumhuriyet döneminde Batılılaşma adına, Osmanlı Devletiyle kıyaslanamayacak kadar çok radikal düzenlemeler yapılarak, başta eğitim ve öğretim hayatı olmak üzere devletin siyasi ve hukuki yapısı tamamen Laik/seküler hale getirilmiştir. Temel dayanağı Laiklik olan yeni devletin okullarından, elbette dine/İslâm’a mesafeli nesillerin yetişeceği aşikâr idi. Öyle de olmuştur. Yeni dönemde yapılan düzenlemelerle toplum sistemli bir şekilde dinden soyutlanarak giderek daha seküler hale getirilmeye çalışılmış ve maalesef bu konuda kısmen de olsa başarılı olunmuştur.


Türkiye olarak bugün geldiğimiz noktada, toplumun özellikle üst düzey bürokratik kesimlerinde dine mesafeli insanların varlığı, söz konusu etmeye çalıştığımız projenin başarısının en büyük göstergesidir. Neticede her sistem kendi insan modelini inşa etmektedir. Laik bir eğitim-öğretim anlayışına sahip olan sistemin okullarından, herhalde dini bütün insanların yetişmesi beklenemezdi. Dolayısıyla, gerek Türkiye’mizde ve gerekse diğer İslâm ülkelerinde bugün karşılaştığımız en tehlikeli süreç sekülerizim sürecidir. Söz konusu süreç gerek ülkemizde ve gerekse diğer İslâm ülkelerinde çeşitli ad ve isimlerle çok sinsi bir şekilde dolu-dizgin devam etmektedir. Bunların sonucunda Müslüman ülke halkları, özellikle de yeni yetişen nesiller çok daha belirgin bir şekilde sekülerleşerek dine daha mesafeli hale gelmeye başlamıştır.


Netice itibarıyla Sekülerizm bir projedir. Türkiye de dâhil olmak üzere bugün İslâm dünyasının karşı karşıya kalmış olduğu en büyük sorun sekülerleşme sorunudur. Bu projeyle İslâm halkları kendi tarih ve kültürlerinden uzaklaştırılarak, İslâm dünyası köleleştirilmek/sömürgeleştirilmek istenmiştir. Batı bu konuda maalesef ki maalesef başarılı olarak, İslâm dünyasında kısmen de olsa zihinsel bir dönüşümü sağlamayı başarmıştır.


Zihinsel anlamda, Türkiye ve İslâm dünyasının gelmiş olduğu nokta, iddiamızın en büyük kanıtıdır.  

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları