www.cemalnar.com

Hadisi Şerif : "Karanlık gecelerde mescidlere yürüyerek giden kimselere, kıyamet gününde tam bir nura kavuşacaklarını müjdeleyiniz."
 
Yaşar Alpaslan I. PDF Yazdır e-Posta

 


Grnt003Yıllar önceydi. Kayseri Yüksek İslam Enstitüsünde öğrenciydim. Maraş’ta bir dernek açılmış dediler. Benim gibi yarıyıl tatilini geçiren bir iki arkadaşla birlikte gittik “Kültür Derneği”ne.

Bir kaç odalı bir daire. Girişte ilk dikkatimi çeken kitaplar oldu. Sanırım bayağı bir kalabalık vardı içeride ve birisi konuşuyordu.

Ben bu şehre hep yabancı kaldım. Öteden beri münzevîyimdir. İçine dönük bir yapım var. Biraz da şartlar öyle gerektirdi. Babamın memuriyeti gereği sık yer değiştirdik. Orta öğretimi yatılı olarak Diyarbakır’da okudum. Dolayısıyla bu şehre yabancı kaldım. Ne âlimlerini, ne hocalarını, ne öğretmenlerini, ne de vaizlerini, şeyhlerini, dava adamlarını, siyaset önderlerini bilmiyordum o zamanlar.

 

Bir kültür derneği vardı. Daha önceleri “Milliyetçiler Derneği” imiş. O zamanlar herkes milliyetçi. Çünkü komünist düşmanı. Sistem nesilleri beşik gibi sağcı sollu diye sallıyor duruyor. Sonra İslamcılar ayrıldı milliyetçilerden. Milliyetçiler ise, hakkıyla öğrenemeseler ve yeterli ilgilenemeseler de bir türlü ayrılmadı İslam’dan. Bu iki zümre epey havanda su dövdü bu konular etrafında. “Kim daha müslümandı ve daha iyi hizmet edecekti ülkeye” diye…

O yıllarda Necip Fazıl bata çıka “Büyük Doğu”ları çıkarıyor bir Maraşlı olarak, onu biliyorum. Nuri Pakdil “Edebiyat” dergisini çıkarırmış, benim haberim yokmuş, oldu. Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu ve arkadaşları “Mavera”yı çıkarıyorlar. “Yeni Devir” okuduğumuz gazete. Orada da “yedi güzel adam” önderlik yapıyor. O günlerde “Milli Selamet Partisi” bir parti gibi değil, bir fikir kulübü gibi çalışıyordu. İmam Hatip Lisesi bir büyük medrese idi. Şehrin nabzı oralarda atıyordu.

Diyeceğim şu ki Maraş o günlerde fikirle yatıyor, medeniyetle kalkıyordu. Bu canlı fikrî hayat sadece Maraş’ı değil, o günlerde Maraşlılar ülkeyi derinden etkiliyorlardı.

İçeri girdik, birisi konuşuyordu demiştim ya. Devam edelim o hatıraya. Evet, içeride ortaya yakın kısa boylu, tıknaz, ilk bakışta yuvarlak yüz yapısıyla, kabaklı gözleriyle la teşbih vela temsil Lenin’e benzettiğim bir adam, sakin ve yumuşak bir sesle konuşuyor.

Biz o zamana kadar konuşma deyince hep “nutuk atma” görmüşüz. Doğrusu böyle konuşmalara bu tür mekânlarda pek alışık değiliz. Ama adam kibar kibar konuşuyor. Pek düzenli şeyler söylemiyor gibi ilk başta. Çok serbest ve kadife gibi çok rahat ve filozofvari konuşuyor üstelik. Yani bildiğimiz ezber şeyler söylemiyor, sanki her söylediği o anda aklına gelmiş, kendi fikir fideliğinde o anda mahsul vermiş şeyler gibi. Bunun keyfi, belki de hafif zevki ve gururu, yüzüne sinmiş gibi…

Rahatlığı dikkatimi çekti konuşması gibi. Yanımdaki arkadaşıma sordum:
- Kim bu konuşan?
- Bu Yaşar Alpaslan Hocadır. Nam-ı diğer “Vezir Hoca”. İmam Hatip Lisesinde öğretmendir. Ayaklı kütüphane derler.

 

Kullanıcı Girişi



Kitaplar

Ziyaretci Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün143
mod_vvisit_counterDün264
mod_vvisit_counterBu Hafta1686
mod_vvisit_counterGeçen Hafta2432
mod_vvisit_counterBu Ay10265
mod_vvisit_counterGeçen Ay9299
mod_vvisit_counterToplam98113

Online (20 dakika önce): 18
Sizin IP'niz: 38.107.191.105
,
Bugün: Tem 30, 2010

[+]
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • blue color
  • green color