www.cemalnar.com

Hadisi Şerif : "Siz şu ayı güçlük çekmeden gördüğünüz gibi, Rabbinizi de açıkça göreceksiniz. Güneş doğmadan ve batmadan önceki namazları kaçırmamak elinizden geliyorsa, kesinlikle kaçırmayıp kılınız."
 
Yaşar Alpaslan III. PDF Yazdır e-Posta




Image Yaşar Alpaslan Hoca hakkında “fedakâr, diğerkâm, gayretli, hizmet ehli, damarına basmazsan uyumlu ve vefalı idi. çok da cömertti” demiş ve kooperatifte yaşanan hizmet, fedakârlık, gayret ve cömertliğini anlatmıştım.

O, özel dostluğunda da çok samimi ve gayretli idi. Birisinin bir sıkıntısını duymuşsa, gelip kendisine açmasını beklemez, hemen harekete geçerek o sıkıntıyı gidermeye çalışırdı. Bazen sıkıntı sahibi bunu bilmez, bazen de daha sonra haberdar olurdu.

Ben böyle muamelelerine kaç kere şahit oldum, yaşadım. Arkadaşlarım bilir, benim bir kulak patlatma hadisem oldu. Sanırım 1983 yılında I. Dönemin son günleriydi. Sınıfa neşeyle girdim ve son tefsir dersi yazılısının sonuçlarını okudum. 

 

(DİKKAT: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır   ADRESİM ÇALINMIŞTIR. HIRSIZLAR BENİM ADIMA DOSTLARDAN KONTÖR İSTEMEKTEDİRLER. LÜTFEN REDDEDİNİZ VE ÖNLEM ALINIZ. Şimdiki adresim Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır   dur.)



Pek itiraz eden öğrenci olmazdı notlarıma. Çünkü gerçekten okurdum. Ama o gün Mahir Gökçe adında bir sevgili öğrencim notuna itiraz etti. Bu öğrencim, sınıfta varlığı veya yokluğunu pek hissettirmez, sessiz, sakin ve saygılı ve de çok yakışıklı bir öğrencimdi. Ben de kendisini severdim. O sınıf da güzel bir sınıftı zaten ve ben onlara derse zevkle girerdim.
Dedim ki: “Yavrum Mahir, kâğıdını seve seve getirir, yanında yeniden okur  incelerdim ama, bildiğin gibi karne yaklaştı ve ben ortalamaları da not defterine geçirdim. Notları da idareye teslim ettim. Gel bu itirazdan vaz geç.”

Mahir ısrar etti. O zaman ben de “Notlar idareye verildi bir kere. Eğer hala ısrar edersen, kanunî hakkındır. Git idareye dilekçe ver. Onlar kâğıdını benden alır, incelerler.” Dedim ve işime döndüm.

Birden yazı tahtasından bir ses geldi. Mahir elindeki bir şeyi tahtaya fırlatmış. Kendisine baktığımda ağzında  bazı kelimeler mırıldanarak oturdu ama ne dediğini anlamadım tabi. Hiç alışık olmadığımız bir tavır. Sınıfta çıt çıkmıyor. Herkes bir ona, bir bana bakıyor.

Ne yapmalıydım?

Bir kaç saniye düşündüm. Sonra şuna karar verdim: Çok önem vermeyeyim, sadece yanıma çağırayım ve sessizce yaptığının yakışmadığını, kendisinden de hiç beklemediğimi söyleyeyim o kadar.

“Gel buraya!” dedim.

Öğrencim oralı bile olmadı.

Allah Allah!... Suçu gittikçe büyüyordu. Bir daha çağırdım, yine dinlemedi. Ben yanına gitsem iş büyür diye nara seviyesinde yüksek bir sesle “gel buraya” diye bağırdım.

Bereket o zaman kalktı ve geldi. O gelirken ben düşünüyordum. İş büyümüştü. Tekdirle yetinmek, otoritemiz açısından sakıncalı olabilirdi. Bir ders vermek gerekti. Şimdiki aklım olsaydı yapmazdım ama gelince ayağa kalktım ve arada soba da olduğu için uzaktan bir tokat attım. Ama o sakındı ve yüzünü çevirdi. Elim kulağının üstüne gelmişti. Zaten sinek uçsa duyulacak sınıfta sille sesi oldukça yüksek çıktı.

“Otur yerine!”

Canı yanan sevgili Mahir kin ve nefretle baktı bana. Ben de, daha büyük bir olay yaşamayalım diye öyle sert ve kararlı bakıyordum. İçimden de “söz dinlesen de bu acıları yaşamasak olmaz mıydı be oğlum. Ne gerek vardı şimdi bunlara?” diyordum.

Mahir oturdu. Ama beş dakika sonra parmak kaldırdı. Kulağının ağrıdığını, hastaneye gitmek istediğini söyledi. “İdareden izin al, git” dedim ve gitti.

Hiç iyi olmamıştı. Kafam bozuldu, işim bitince kimseyle konuşmadan evime gittim.

Mahir idareden izin alırken haliyle müdür olayı duyar. Rahmetli Sait Bey beni severdi. Voleybol maçlarından işine yaradığım için okula gelir gelmez aramızda bir dostluk başlamıştı. Ama o günlerde bir yanlış anlamadan dolayı bana kızgındı. Ben de kendisine kızgındım. Çünkü bana göre ben haklıydım ve “olayı iyi incelesin, ya da bana da sorsun, kızacaksa o zaman kızsın” diye kızgındım ve "kendisi istesin" diye gidip olayı anlatmıyordum. Herhalde hastanedeki resmi muameleyi duymuştu, Olacağı gördüğünden benden o sınıfın sınav kâğıtlarını istedi, verdim. Şimdi hatırladıkça gülüyorum.

-Hani bunun cevap anahtarı?
-Bu okulda sene içi sınavlarında cevap anahtarı hazırlayan bir öğretmen var mı?
-Hadi bir tane hazırla da getir.
-Peki.

O resmi, ben de resmiyim. Oysa hakkımda kötülük düşünse bunu tutanakla resmileştirir, bana zarar verebilirdi. Ama yapmadı ve yazıp getirdiğimi, sanki evvelden beri varmış gibi işleme koydu. Ben bunu takdir ediyor ve içimden gülüyordum ama, dışımızdan soğuk soğuk nazlanıyorduk birbirimize. Başka da bir nazlanmamız olmamıştı rahmetliyle. Hastalığında Ankara’da Diyanette karşılaşmıştık. Kucaklaştık. Bana mahzun ve mütebessim uzun uzun baktı. Bir daha kucaklaştık.

Neyse, bir komisyon kurmuş, inceletmiş. Notu normal bulmuş komisyon. Bana evrakı verirken:
-Komisyon takdir etti notlarını, dedi. Ama bir kişiye fazla not vermişsin. Kime biliyor musun?
-Evet.
-De bakayım.
-Mehmet Saçmalı.
-Evet. Peki neden? Babası dostun olduğundan mı?
-Hayır! Babası dostumdur ama sebebi o değil. O talebemiz hafızdır. Ulu camide mukabele okuyarak okulumuzu temsil ediyor. Takdirname için nota ihtiyacı olduğunu duydum ve seve seve verdim.
-İyi etmişsin.

Mütebessimdi. Aramızdaki buzlar da erimişti. Buna ben de çok sevindim.

Ama Mahir’in hastanede çalışan bir hemşire ablası varmış ve kardeşini o vaziyette görünce ortalığı velveleye vermiş. Acildeki polisler gelmiş ifade almışlar. Beni karakoldan istediler, il halk kütüphanesinin karşısındaki karakola gittim. Savcılığa havale ettiler, polis nezaretinde oraya da gittim ve ifade verdim. İçimde acı bir burukluk ve korkunç bir hüzün. Bu benim savcılığa ilk gidişimdi…

O günlerde de TRT’de bir dizi var aynen böyle ve öğretmenin işine son veriyorlar. Bütün öğrencilerim de üzgün, beni işten atarlar diye.

Okula geldim. Sevgili Mahir mahcup bir şekilde yanıma geldi. “Özür dilerim hocam. Ben sizi şikâyet etmedim. Ama ablamı durduramadım. Polisler de duyunca iş resmileşti.”

“Bir şey olmaz oğlum. Senin kulağın nasıl? Acıyor mu hala?”

“Yok, hocam, iyiyim ben…”

Biz bunları yaşarken sonra öğrendim ki neler olmuş neler…

Yaşar Alpaslan Hocamız olayı duyunca hastaneye koşmuş. Çocuğun muayene olduğu doktoru bulmuş ve kötü bir rapor vermesini önlemiş. Diğer bir akrabası, belki de abisi bir meslektaşımız imiş, onu da bulmuş, hem onu hem de babasını teskin etmiş, beni tezkiye etmiş… Aldı bana getirdi o meslektaşımızı, tanıdığım birisi idi. Birbirimizi teselli ettik. O iş de öylece bitti. Okuldan mezun olduktan sonra sevgili Mahir'i bir daha göremedim. Bunları yazarken onu özlediğimi ve göresim geldiğini hissettim içimden. Kendisine buradan selam ve sevgilerimi sunarım. Duymuş olursa gereğini yapsın isterim.
 

Kullanıcı Girişi



Kitaplar

Ziyaretci Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün143
mod_vvisit_counterDün264
mod_vvisit_counterBu Hafta1686
mod_vvisit_counterGeçen Hafta2432
mod_vvisit_counterBu Ay10265
mod_vvisit_counterGeçen Ay9299
mod_vvisit_counterToplam98113

Online (20 dakika önce): 18
Sizin IP'niz: 38.107.191.105
,
Bugün: Tem 30, 2010

[+]
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • blue color
  • green color