| Dostum Haydar Erşahin: Okuması - 5 - |
|
|
|
|
Onun için Haydar Bey’i genellikle meslektaşlarından ziyade öğretmenlerle, özellikle de İmam Hatip Lisesi öğretmenleri ile düşer kalkar görürdük. O zamanın buluşma yerleri olan kitabevleri sohbet mekânlarımızdı. Kitapçı arkadaşlarımız da bu tür sohbetlerden memnun kalırdı. Çünkü bu sohbetlerle bir yandan yalnızlığını giderirken, bir yandan da sohbet konularına göre yeni kitaplar satardı. Biz bunu, geldiğimizdeki ilgiden, sandalyeleri dizişinden ve zaman zaman çay ısmarlamasından anlardık. O tür mekânlar da yavaş yavaş bitmeye başladı okumaların azaldığı gibi. Daha yoğun bir maddiyat kaygısına düşer olduk, daha bir ticarî bakıyoruz mekânlarımıza, daha az karşılaşır olduk bilgi ve kültür adamlarıyla. Haydar Bey "Sanayi Müdürlüğünde" makine mühendisi olarak çalışırdı. Şimdi yerinde özel idarenin büyük iş hanı olan bir binada çalışırlardı önce. Oturduğu odadan binanın geniş bahçesi gözükürdü. Bahçeden şakır şukur sesler gelirdi. Bu sesler beni utandıran seslerdi. O tarafa acı acı baktığımda bana gülerdi Haydar Bey. Çünkü o bahçe bir devlet kurumuna ait lokaldi. Sıra sıra dizilmiş masaların etrafında heyecanla kurulmuş insanlar vardı. Akşama kadar coşkuyla işlerini yaparlardı. Ya kâğıtlarla, ya tavlayla, ya da domino taşlarıyla oyun oynarlardı. Hangi kurumdan kimlerdi mi bunlar? Millî Eğitimden öğretmenlerdi. İyi mi? Bekrî Mustafa yalpalayarak gidiyormuş bir gün. Mahallede cenazelerinin kaldırılması için imam bekleyenler, sarhoş Bekrî’nin kaç gündür ayıkıp da kesemediği sakalını görünce, rica etmişler “şu namazı kıldır” diye. Adam boşa tenbih etmemiş demek ki gelinine "Her gördüğün sakallıyı baban sanma" diye... “Olmaz” dediyse de Bekrî Efendi, “Nazlanma hoca efendi” diye sürüklemişler musalla taşına sarhoşu safça ve arkasına durmuşlar saf bağlayarak. İşi bitirince Bekrî Mustafa, eğilmiş cenazenin kulağına ve bir şeyler demiş sessizce. Sonra da “kaldırın gitsin” demiş millete. Millet bu, illetliği tutmuş yine ve demişler “Olmaz hoca. Önce de bakalım bir, sen ne söyledin ona?” Bekrî, “Etmeyin ağalar” dediyse de bakmış ki olacak gibi değil, çaresiz söylemiş gerçeği onlara: “Dedim ki kulağına; ‘Ulan cenaze, şimdi sen kabre konunca, eşin dostun gelirler yanına, sual sorarlar sana dünyadan yana. Sen hiç uzatma. De ki onlara; ‘Bekrî Mustafa imam olmuş, cenazemi kıldırdı.’ Onlar anlar dünyanın ne b.. olduğunu.” Kitap okumak, dayak yemek gibi zorlaştı günümüzde. Hele de televizyon çıktıktan sonra. Bir de şu bilgisayar ve internet var ya, tam bir aldatmaca. Zavallı babalar, bilgisayar ne işe yarar bilmiyorlar. Adına bakarak bilgi var zannediyorlar. Çocuk istiyor, onlar da alıyorlar. Akşama kadar başından kalkmayınca da “böyle giderse bizim çocuk erken allâme olacak” zannediyor, seviniyorlar. Bekle sen, çetleşmeden, çiftleşmeden sıra gelir mi bakalım allâmeliğe… Her şeyin istismarı olur da kitabın, bilgisayarın, internetin olmaz mı? Sevgili Peygamberimiz öyle mihenk taşı bir söz söylemiş ki, hangi tarafa vursan, hakikat çıngısı çakar: “Ameller niyetlere göredir.” Yani yapılan işler niyetlere, maksatlara, amaçlara göre değer kazanır. Aynı işi iki kişi yapar, ama arada dağlar kadar fark vardır. Ne diyelim, sonuçta insanlar dinden ve iyi niyetten kaçtıkları kadar azarlar. Haydar bey ilginç bir insandı. Bu ilginçlik okumalarında da vardı. Klasik kitapların yanında, bakarsın devrimci kitaplar da okurdu. Bazen zıtlıkları hoşgörü ile birleştirir, bazen de ufak ayrılıklara parlardı. Aslında çelişki değildi bunlar. Dikkat edilirse, kendinden beklenmeyen insanların umulmadık yanlışlarına patlar, ama kendinden bilgi, eylem ve çevre açısından beklenen insanların hatalı davranışlarına müsamaha ile yaklaşırdı. Bu da bir ilke idi aslında. Genellikle taviz vermez ve haksızlık karşısında aslan kesilir, bazen de “Batman çağıla karışmış. Eğri bilinmiyor, doğru bilinmiyor. Bu çağda bu insanlardan ne beklersin ki?” diyerek alabildiğine mazeret üretir ve gerçeği içine sindirerek yanlışı kabullenmese de, sessizce karşılardı. “Hikmet” ve “basiret” en çok kullandığı kelimelerdi. Ona göre bunlar için “tefekkür” gerekirdi. Tefekkür için de önce bir ön bilgi, manevî bir çevre, zikirle yatışmış nurlu bir kalp, sessiz bir mekan, özellikle de gece uyanık olmak. Bunlar, sevgili dostumu ele veren koordinatlar gibidir. (Devam Edecek)
|






![]() | Bugün | 131 |
![]() | Dün | 264 |
![]() | Bu Hafta | 1674 |
![]() | Geçen Hafta | 2432 |
![]() | Bu Ay | 10253 |
![]() | Geçen Ay | 9299 |
![]() | Toplam | 98101 |





