| Dostum Haydar Erşahin: Maneviyatı - 6 - |
|
|
|
|
Haydar Bey’in manevî dünyası da zengindi. Ne zaman başlamıştı tam olarak bilmiyorum ama, henüz baş gözüyle görmediği halde Sultanu’l Ârifîn Mahmut Sâmi Ramazanoğlu kuddise sırruh hazretleriyle gönül beraberliği vardı. Bir gün beraber yürüyorduk. Söz bu konulara geldi. İntisap için yattığı istiharesini anlattı bana. Birisi kendisini bu yola davet etmişti rüyasında. Birden yolun ortasında durdu ve: - Sende Sami Efendinin resmi var mı? dedi. Ben pek cebimde resim filan taşımam ama hikmet-i hüda, o günlerde bana bir resim gelmişti. Bu vesikalık resmi çıkarttım cebimden ve verdim. Aslında resme hoş bakmayan Sami Efendinin pasaport işlemleri için çekilmiş bir resmi idi bu. Hayretle bakıyordu. Dudaklarından şunlar döküldü: - Beni davet eden işte buydu!.. Sami Efendiyi görmeden gıyabında sevmiş ve bir temsilcisinden ders almıştı. Demek Sami Efendi de onu sevmişti… O ciddi insana da böyle bir istihare yakışırdı. O günlerde heyecanla maneviyat yolunda çalışır, seyr-ü sülûkunda mesafe kat ederdi. Hanımı kardeşimiz de öyleydi. O zamanlar özellikle bayanlara sohbet edecek eleman bulunmazdı. O ise eğitimli bir bayan olarak kendisine çok ihtiyaç duyulan bir insandı. Evde kaynanası ve çocukları olduğu halde bazen bir günde birkaç yere sohbete giderdi. Haydar Beyin de onunla berber gittiği, hatta bazen hizmete yetişemeyecekleri için keselerinden ücretle taksi tutarak gittikleri de olurdu. Biz Haydar Beyi ne kadar çok seversek, ihvan hanımlar da eşini o kadar çok severlerdi. Ama imtihan dünyası işte. Allah Teâlâ kimseyi imtihansız bırakmıyor dünyada. O kardeşlerimin onca fedakarlıkları bizce teşvik ve takdir ile taçlanırken, kimileri de zaman zaman görmezlikten gelerek tekdirle karşılıyordu. İhtirasları içlerini parçalayan, haset ve kıskançlıklarıyla kalplerini katleden, kerametleri kendilerinden menkul basit ve küçük insanlar, kendileri gibi çevrelerini de mahvediyorlardı. Haydar bey gibi yerine göre dünyaya bir tekme atmış istiğna abidesi insanlar, bir yumurta kuzlamakla akşama kadar cıyaklaması bitmeyen tavuklar gibi kendilerini öven riyakarlara inat, ihlas ve samimiyetle Allah Teâlâ için yaptıklarını dile getirmiyor ve meziyetlerini âleme ifşa etmiyorlardı. Çünkü Allah Teâlâ her şeyi biliyordu ve bu yol sorulmadan söylemeyi hoş görmüyordu. Yolun kurallarını en iyi bilme ve ölçüleri korumakta en hassas davranma durumunda olması gerekenler, istişare ile en doğrusunu yakalamak ve bulundukları beldelere bereketler sunmak borcunda iken, biraz da kendi yetersizliklerinden, etraflarındaki yağcı dalkavukların zemine iyi yedirdiği yağlardan ayakları kayıp düştükleri için, az ötelerde duran dirayetli yiğitleri bir türlü göremiyorlar, böylece hem kendilerini, hem de beldelerini sonu gelmez bir kısırlığa mahkum ediyorlardı. İnsanlar, iyi niyetli olsalar bile, hadis-i şerif’de bildirildiği gibi, emanetleri ehillerine vermeyerek Allah Teâlâ’ya isyan ettikleri için, bilerek veya bilmeyerek Allah Teâlâ’ya, Resulullah (sav) Efendimize ve aziz ümmete ihanet içinde olabiliyorlardı. Haydar bey sabırlı idi. Mütevekkil idi. İnsanlara karşı müstağni idi. İhlaslı idi. Dürüst ve mert idi. Fedakar idi. Müsamahalı idi. Bu badireleri sükunetle atlatmasını bilmiş, imtihanlardan yara alsa da başarıyla çıkmıştı. Ama gördüğüm kadarıyla artık insanlara karşı ihtiyatlı ve mesafeli idi. (Devam edecek)
|






![]() | Bugün | 129 |
![]() | Dün | 264 |
![]() | Bu Hafta | 1672 |
![]() | Geçen Hafta | 2432 |
![]() | Bu Ay | 10251 |
![]() | Geçen Ay | 9299 |
![]() | Toplam | 98099 |





