www.cemalnar.com

Hadisi Şerif : "Kim sabah akşam camiye gider gelirse, her gidip gelişinde Allah Taâlâ o kimseye cennetteki ikramını hazırlar."
 
Dostum Haydar Erşahin: Tavrı -7- PDF Yazdır e-Posta

ImageSöz buraya gelmişken Haydar Bey’in bazı huylarından, alışkanlıklarından ve güzel ahlakından da bahsedelim isterim.

Bilindiği gibi “İslam güzel ahlaktan ibarettir.” Haydar Bey’in de derdi, ahlaklı bir mü’min olmaktır. Tasavvufla ilgilenmesi de bunun içindir. O tasavvuf yoluna gönülden bağlı idi. Yukarıda bu yol için yaptığı fedakarlıklardan bahsetmiştik. O, bu yolun semeresini de üstünde gösteriyordu.

Ona göre de bir insanın tasavvufa intisabının temel amacı, Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmaktı ve bu da dürüst bir muamele ve temiz bir ahlaktan geçiyordu. İnsanın ahlakı güzel olmadıkça, çektiği zikrin bir faydası yoktu. Bunun alameti de helal lokma idi. Ona göre yediği haram olanın tarikatı adam aldatmaktır. Böylelerinin sofuluk taslamasına kızar ve bazan “maskaralık” , bazan da "soytarılık" derdi.


Bu kelimeyi en son ondan duyduğum, sondan bir evvelki gördüğümde olmuştu. Hastalığının daha yakından teşhis ve tedavi için İstanbul’a gitmesi isteniyordu. Ama onun buna gerek görmediği söylenmişti. Bizce de doğru olan gitmesiydi. Bunu ona anlatmak için söz almıştım.

Bu konudaki kanaatini biliyordum. Pek doktora gitmek istemezdi. Bu konuda biraz ihmalkar idi. Bu ihmalkarlıkta, doktorların karakter yapıları kadar, tıpta çok görülen hataların da payı vardı. Maalesef yapılan araştırmalarda tesbit edilen gerçekler çok acıydı. Hastalıklarda teşhis ve tedavi yanlışlıklarından dolayı ölüm oranı yüzde onu geçmekteydi.

Bunun için Haydar Bey de doktora gitmeye pek sıcak bakmazdı. “Gittiğinde sana bir sürü hastalık sayarlar, hazır vesveseye kalırsın. Boş ver. Allah Teâlâ’nın dediği olur” derdi. Nitekim de öyle oldu.

Ben ona tedavinin dinimizin bir emri olduğunu, tedavi isteğinin tevekküle mani olmadığını, dervişlik yaparken şeriatın zahirini muhafaza etmek gerektiğini, onun için biz hocaları da dinlemesi icap ettiğini söylemiştim. Birden gürledi: “Dervişlik nerde hocam. Bizimkisi dervişlik değil, soytarılık.” Biz, “Estağfirullah, o bizde” diye geçiştirmeye çalıştık. Ama İstanbul’a gitmeye herhalde konuşmamızdan önce karar vermişti.

Ondan sonra bir daha ziyaretine gittik Arif abi, Derviş abi, Orhan hocamlarla. Bu son görüşmemiz olduğunu bilmiyorduk tabi.

Ama o bir garip bakıyordu. Bakışlarını eskiden uzatmazdı üstümüzde. Ama o gün uzun uzun, hasret ve hüzünle bakıyordu. Bu bakışlar içime hançer gibi giriyordu ama belli etmemeye çalışıyor, tebessümle geçiştiriyordum. Rahat konuşamıyorduk. Çünkü kulakları duymuyordu. Odadan en son ben çıktım. Kucaklaştık. “Dua et” diyordu. Yine uzun uzun bakıyordu. Sanki “elveda” der gibiydi. Tekrar tekrar “Dua et hocam” dedi. Ben de vakte uygun bir şeyler söyledim. Dua edecektim. Edecektik hep. Onun da kabul edileceğine kesin inançla dua etmesi gerektiğinden bahsettim.

Bizi dış kapıya kadar uğurladı. Tebessümlerle selam vererek ayrıldık. Torunları dikkatimi çekmişti. Onları sevip okşuyordu. İçimden dua ettim: “Allahım! Bu masum bebeleri böyle güzel bir dededen mahrum bırakama. Bu boşluğu ondan başka birisi hiçbir şekilde dolduramaz.”

Biz onu iyi tanımış ve çok sevmiştik. Eşi ve çocukları da ondan doya doya nasiplerini almışlardı. “Görmeğe doyum olmaz” derler. Vefat etse bile, içte bir ukde kalmazdı.

Ama ya bu masum bebeler? Kendileri için nasıl bir değeri kaybettiklerini bir türlü anlayamayacaklardı…

Onlar adına da çok üzgünüm.

 

Kullanıcı Girişi



Kitaplar

Ziyaretci Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün144
mod_vvisit_counterDün264
mod_vvisit_counterBu Hafta1687
mod_vvisit_counterGeçen Hafta2432
mod_vvisit_counterBu Ay10266
mod_vvisit_counterGeçen Ay9299
mod_vvisit_counterToplam98114

Online (20 dakika önce): 17
Sizin IP'niz: 38.107.191.107
,
Bugün: Tem 30, 2010

[+]
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • blue color
  • green color