www.cemalnar.com

Hadisi Şerif : "Siz şu ayı güçlük çekmeden gördüğünüz gibi, Rabbinizi de açıkça göreceksiniz. Güneş doğmadan ve batmadan önceki namazları kaçırmamak elinizden geliyorsa, kesinlikle kaçırmayıp kılınız."
 
Ahmet Çelik II. Çocukken Müftü PDF Yazdır e-Posta

ImageŞu satırlar “Yarım Yamalak Yaşantım” dediğim yazımı süren hatıralarımdan alınmıştır. Orada “Hartlapdere”yi anlatıyorken şunları yazmışım.

“O derede çok tatlı hatıralarımız var. Birini anlatayım.
Sanırım ilkokula gidiyorum. Ama bizim köyden Ahmat ve Fahri Çelik, Ahmet Vişne, Rahmetli Bekir Mercimek gibi arkadaşlar da Dereboğazı Kur’an Kursunda okuyorlar. Kurslar tabi “Süleyman Efendi”ye bağlılar. Onlar daha çocukken hoca olmuşlardı ve kursa gidip geliyorlardı.

Babam beni de kattı onlara. Tabi onlar hem yaşça benden biraz büyük, hem de epeydir kurslular ve kendi aralarında haliyle çok samimiler. Ben biraz dışarıda kalıyorum ve konuşmalarına, şakalarına olur olmaz katılamıyorum. Kendimi “taşralı” gibi hissediyorum aralarında.

Neyse bir gün kurs dönüşü dereye indik ve tabi ki çimdik. “Artık giyinelim” dedik. Ben de iyi sofuymuşum ki, giyinmeden önce bir de abdest alayım dedim. Sanki çimince abdest alınmış olmazmış gibi! Cehalet işte. Ya da çocukluk diyelim…

Abdest alıyorken sanırım benden yarım yıl büyük olan Ahmet Çelik Hocaefendi kaşlarını çatarak ve gayet ağır tonlu, otoriter ve vakur sesiyle, yani tam bir “Hocaefendi” edasıyla bana döndü ve:

-Ne yapıyorsun sen? Dedi.

-Abdest alıyorum, dedim.

-Tumanlasın, mahrem yerlerin açık, böyle abdest olur mu?

-Olur tabi, diyemedim. Çünkü bilmiyordum.

Kimse de demedi.

Ve ben kibarca giyindim ve “Dere Müftüsü”nün emri gereğince yeniden abdest aldım. Sonra yola revan olduk.

Yıllar sonra konuşurken bunu hatırlattım kendisine. Güldü:
-Önemli olan sana abdest aldırmam değil mi? Demek  abdestini vermişiz.

Hikayeden de anlaşıldığı gibi biz Hartlap’lıyız. Hartlap, Maraş’ın bir eyaletidir. O zamanlar etraftaki köyler kendilerini, daha rahat bilinsin diye “Hartlaplı” olarak tanıtırlardı. Tabi o köylerde toprak az, insanlar geçimini pamuk ve çeltik tarlalarında “saka”lıkla, yani su sulamayla, çapalama ve ürün toplamayla kazanırlardı.

Yaz gelince aileler bir telaşla kamyonlara dolar, yüklerinin arasına oturarak Çukurova’ya, Kozan, İmamoğlu, Maraş altına gider, gündüz cehennem gibi sıcaklar altında tarlada çalışır, hiç alışık olmadıkları nemli gecelerde çadır, hayma veya cimindiriklerde “üvez” denilen sivrisinekle mücadele ederek gün geçirirlerdi. Kışın dinlenmiş, kanlanmış olarak çalışmaya giden insanlar, güzün iş dönüşü sararmış solmuş olarak dönerlerdi. İşte bu ve katırcılık, çerçicilik, kaçakçılık gibi iş seyahatları sebebiyle köyümüzün adı bölgede bir hayli yaygındı.

Ben, babamın defterindeki notuna göre 7 Ocak 1955 de bir Cuma günü sabah saat dokuza doğru dünyaya gelmişim. Bu resmiyete 01.03.1955 olarak geçmiş. Denildiğine göre Ahmet Hocam benden beş altı ay büyükmüş. Şimdi yan yana geldiğimizde Allah esirgesin, kim inanır buna?

Ahmet Hocam daha çocukken hocaydı maşallah. Şimdi kendisi de hayret ediyor ama, ilkokuldan bir iki yıl sonra kürsüye çıkar vaaz verirmiş o yaşta. Şimdi de şehrimizde Müftü Yardımcısı elhamdulillah. İnşallah ilimizin müftüsü de olur diyordum, ama o kaldı şimdilik başka bahara...

(Devam Edecek)

 

 

Kullanıcı Girişi



Kitaplar

Ziyaretci Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün131
mod_vvisit_counterDün264
mod_vvisit_counterBu Hafta1674
mod_vvisit_counterGeçen Hafta2432
mod_vvisit_counterBu Ay10253
mod_vvisit_counterGeçen Ay9299
mod_vvisit_counterToplam98101

Online (20 dakika önce): 7
Sizin IP'niz: 38.107.191.108
,
Bugün: Tem 30, 2010

[+]
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • blue color
  • green color