| Ramazan PAK |
|
|
|
|
Ramazan Hocamız halen öğretmen olarak aynı okulda çalışmaktadır. Evlidir. Mutlu yuvaları, bizim de çok sevdiğimiz oğulları Harun ile taçlanmıştır. Sıhhat ve afiyetle devamına dualar ederiz. Basılmış olan eserleri: Fıkıh ilmihali, 1997. ve Fıkıh Usulü, 2004.” Ramazan hocamla o Konya’da ben de Kayseri’de okurken tanıştık herhalde. İkimiz de bekarız ve eş arıyoruz şehirde. Bir gün Kaledibi’ndeki PTT binasının önünde karşılaştık. Dedim ki: -Burası sınır olsun. Sen yukarı kısımda, ben aşağı kısımda arayayım. Birbirimizin sahasına tecavüz edip de kavga çıkarmayalım. -Peki kardeş, dedi gülerek. Bu anlaşmaya ne kadar uyduk bilemiyorum ama, sonuç öyle oldu. Ramazan bey çok sevdiğim bir kardeşimdir. Neden mi çok severim? Bir kere bilgili bir insandır. İyi kitap tanır, maddi imkanları dahilinde önemli eserleri alır ve okur. Aşırılıkları yoktur. Daima orta yoldadır, itidal üzeredir. Uyumlu bir insandır. Rahat tartışılır. Sabırlı ve tahammüllüdür. Ama sabrının bittiği yerde top gibi patladığı da olur. Fikirlerinde ısrarcı değildir. “Ben okudum. Sen git bak, bir daha oku” demez. “Ben böyle biliyorum. Ama bir daha bakalım” demesini bilir. Mütevazi, vakarlı ve ciddidir. Bilgisiyle çalım satmaz, bunu bir gurur vesilesi yapmaz. Dava adamıdır. İdeali için çabalar didinir, çile çeker. Hizmetten kaçmaz, karşılık da beklemez. Yıllardır bodrum gibi bir yerde teneffüs yaşamadan okul kooperatifini çalıştırmışlardır o ve birkaç arkadaşı. Gitmişler, güzel kitapları ucuza alıp öğrencilere satmışlar, kitap tanıma ve sevme aşkını aşılamışlar, kazandıklarından okul kütüphanesini zenginleştirmişler, ama karşılık beklememişlerdir. Ne var ki okul müdürleri, resim, müzik, beden gibi faaliyet gösterenlere teşekkürnameler yazıp maaşla ödüllendirdikleri halde, bunlara lisanen olsun bir teşekkür bile etmemişlerdir. Bir gün yine bir müdür “okula zarar” bir öğretmeni överek ödüllendirdiğini anlatırken öğretmenler kurulunda, parmak kaldırdım ve bunu dile getirdim. “haklısın” dedi, “Nasıl gözümüzden kaçmış…” sizin gözünüzde kendi adamlarınızın kıymeti yok da ondan kaçmış… Kahrolası aşağılık duygusu… sen ne zaman terk edeceksin bizi?!... Bir âdâbı yoktu. Onu da sayemde edindi. O nasıl oldu yahu? Dediğinizi duyar gibiyim. Anlatayım efendim: Bir gün yine öğretmen arkadaşlarla O’nun kitaplarla dolu ve çok oturup ikramlarını gördüğümüz misafir odasındayız. Bir konuda hararetli bir tartışma var. Ben de ondan farklı düşünüyordum galiba. Ama tartıştığımız konuyu aydınlatmak için kitaba müracaat ediyoruz. Herkes bir o kitabı, bir bu kitabı alıp içini karıştırıyor. Bu arada bu konuyu Erkam yayınlarından çıkan “Âdâb” adlı kitapta okuduğum aklıma geldi. Bu, benim çok sevip istifade ettiğim, sohbetlerde de sık okuduğum bir kitaptı. Şöyle bir göz gezdirdim, kütüphanede o kitabı göremedim. Döndüm O’na ve: -Sende Âdâb yok mu? Dedim. O da hararetle kitap karıştırırken benim bu sorumdaki kastımı anlamadı. Gözlerindeki hayret ve kızgınlığı hiç unutamam. Duyguları ses tonuna da sirayet etmiş bir şekilde: -Ne demek istiyorsun? Dedi. Etrafıma baktım, onlar da şaşkındı. Bana bir gülmek gitti. Herkes de O’nun gibi daha da şaşırdı. Öyle ya, adama evinde ve o kadar hocanın içinde “Sende âdâb yok muı?” diye soruyorum. Yani sende hiç edep, terbiye yok mu? Benim yerimde siz olsanız gülmez misiniz? Gülmem gidince: -Yahu sende “Âdâb” adlı kitap var mı yok mu diye onu soruyorum. Bu tartıştığımız konu orada yazılı zannediyorum da… O da herkes gibi gevşedi ve gülmeye başladı. Aradan aylar geçti. Yine o odada sohbetteyiz. Çıkardı kitabı ve önüme koydu : -Sayende “Adab”landık, diyerek. Ramazan hocam özellikle fıkıh alanında yoğunlaşmıştır. Bilgisini öğrencilerle beraber, Ramazan ayında camilerde va’z ederek ve bazı radyolarda sohbet ederek, değişik vakıflarda seminerler vererek halkla da paylaşır. Yazma noktasında biraz ihmalkardır. Dergilere, gazetelere yazı göndermesini, sürekli yazmasını teşvik ederim ama, kendim de pek yapamadığımdan mıdır neyse, beni pek dinlemez, “haklısın” der ve başından savar. Oysa biraz da dersin mecburiyetinden yazdığı iki kitap, gayet güzel çalışmalardır. İnşallah devamı gelir. Misafirperver bir arkadaştır. Evine vardığımızda bizi ikrama boğar. Bestiller, bastıklar, samsalar, sucuklar, cevizler, tarhanalar, fıstıklar, meyveler… ve üstüne ravanda şerbetleri… yahu özlemişim, yazıyı bırakıp da hemen evine mi gideyim yoksa?. Yenge hanımın her yaptığı yemek güzeldir. Rahmetli annesini bilmem ama babası şehrin en iyi aşçılarındandır. Amma benim yanımda bol soğan pervazlı, acı biber turşusu ile gelen mercimek köftenin yeri bambaşka… Şu Ramazan gününde bu yazılar da hiç çekilmiyor hani. Allah’ın izniyle bunun acısını çıkartmazsam, bana da Cemal demesinler… Harun, onların biricik evladıdır. Bizim de yanımızda kıymetlidir Harun. Onu ileriki yıllarda olgun ve hizmet ehli bir insan olarak göreceğimizden hiç şüphem yok. Ama önce Allah (azze ve celle) tan hayırlı bir eş ihsan etmesini dilerim O’nun için. Biraz uzak gitti şimdili. Yakın olsaydı, bilgisayarda faydasını görürdük herhalde… Ramazan beyi Allah için çok seviyorum ve O’nun da beni sevdiğini biliyorum. Yine biliyorum ki, ondan evvel ölürsem, arkamdan hayır dualar edecek dostlarımdan biridir. Kimbilir, belki de bu Allah (azze ve celle) için olan sevgiden ötürü hadiste bildirilen “mahşerde arş gölgesi”ne konur, cennette de “nurlu minberlere” oturtuluruz. Öyle eyle Allah’ım, zannımızda bizi hüsrana düşürme…
|






![]() | Bugün | 117 |
![]() | Dün | 247 |
![]() | Bu Hafta | 883 |
![]() | Geçen Hafta | 1668 |
![]() | Bu Ay | 2346 |
![]() | Geçen Ay | 7934 |
![]() | Toplam | 55935 |





