| İsmail Akben Hocamız Hakka Yürüdü |
|
|
|
|
“İnna lillah ve inna ileyhi raciun.”
Bayramın ikinci günü İstanbul’a giderken, bu sefer daha ciddi helallik istemişti. Korkmuştuk bu ciddiyetten. Durumu da biraz kritik görünüyordu. Dün aldığımız bir telefon yıktı bizi…
Böyle durumlarda “sabır” der Allah Teâlâ’ya sığınırız. Sabır, acılara, üzüntülere, sıkıntılara katlanma, bela ve musibetlere dayanma, haksızlık karşısında bile haksız ve hadsiz tepkilerden kaçınma, elde edilemeyen nimetler, lezzetler ve şehvetler karşısında nefsi dizginleme, sızlanma ve şikayetlenmeyi terk etmedir.
Sabır, hayat yolunda yürürken içten ve dıştan karşımıza çıkan tüm engellere karşı dayanma, direnme ve devam etmedir.
Sabrın, bir başka açıdan bakarsak üç yüzü vardır: Görevleri yapmada sabır. Yasaklardan kaçmada sabır. Bela ve musibetlere dayanmada sabır. Bunlara hakkıyla sabreden, zafere ermiştir.Dünya da onların hakkı, Cennet de.
Allah(cc.) hep sabrı emreder ve sabırlıları sever:
“Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz sezemezsiniz. Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: "Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na döneceğiz." derler. İşte onlar var ya, Rablerinden, mağfiretler ve rahmet onlaradır. İşte hidayete erenler de onlardır.”(Bakar, 153-157.)
“Gerçekten de kim Allah'dan korkar ve sabrederse, hiç şüphesiz Allah güzel işler yapanların mükafatını zayi etmez."(Yusuf, 90.)
Sevgili Peygamberimiz(sav.) bize sabır gerçeğini ne güzel anlatıyor: "İşittiği şeyin verdiği ezaya aziz ve celil olan Allah'tan daha sabırlı kimse yoktur. Çünkü insanar O'na şirk koşarlar, evladlar nisbet ederler. Ama Allah yine de onlara afiyet ve rızık vermeye devam eder."(Buhari, Edeb 71, Tevhid 3; Müslim, Sıfatu'l-Münafıkin 49, (2803).)
Allah(cc.)' ın ahlakıyla ahlaklanan Resulullah(sav) Efendimiz insanların en sabırlısı idi. İslam’ı tebliğ için neler çektiğini, nasıl alaya alınıp hakarete uğradığını, yakasının yırtılıp yüzüne tükürüldüğünü, vurulup yere düşürüldüğünü, boğularak öldürülmeğe teşebbüs edildiğini, secdede iken üstüne deve işkembesi konulduğunu, yollarda taşlandığını, gözü önünde arkadaşlarının öldürüldüğünü gördüğünü, hatta vatanından ayrılmasa kendisinin de öldürüleceğini vs. biliriz.
Bundan ayrı olarak ana babadan mahrumiyet, bütün erkek çocuklarının küçükken ölüşü, hatta büyüyen kızlarının biri hariç hepsini elleriyle toprağa verişi, özel hayatında açlığı, elbisesizliği, yaptığı savaşları, yorucu yolculukları…evet bunları ve daha yazamadıklarımızı
düşünürsek o bir sabır kahramanıdır. Çünkü onun çektiklerini sabır taşı denemeye kalksa çatlardı.
İsmail Akben hocamız ilahiyatçı ve eğitimci olmakla beraber bir hareket ve dava adamıydı. Özü sözü birdi, bulunduğu her yerde davasını savunmuş ve davranışlarıyla da bunu göstermişti. Dik durmuştu. Bu yüzden çok acılar yaşadı; makamından oldu, mesleğinden oldu, sürüldü, gurbeti yaşadı. Ama mükafatını da gördü. Kahır ve lütufu hep beraber yaşadı. O da “kahrın da hoş, lütfun da hoş” diyerek asla şikayet etmedi, sızlanmadı.
Hakkında daha geniş yazmayı düşünüyorum. Şimdilik şu dar vakitte onun dava aşkı ve heyecanını yansıtan bir hatıra nakledeyim. Bu hatırayı “İlim ve Özgürlük” kitabımızda yazmıştık. Oradan aynen alıyorum:
“Evet, bir zamanlar İmam hatiplerde o kadar teveccüh vardı ki, okulda yer kalmadığından öğrenciler sınavla alınır, kazanamayanlar ağlayarak dönerdi. Kahramanmaraş İmam Hatip Lisesi eski müdürü İsmail Abken Hocamızın gözyaşları içinde şunu anlattıklarını bizzat dinledim.
“Adam, kaydedemediğimiz öğrencisi elinde aşağıda bekliyor ve gitmiyordu. Nihayet adam daha fazla eziyet çekmesin diye indim aşağıya ve: “Amca, elimizden hiçbir şey gelmez. Maalesef yerimiz yok. Alamayız bu çocuğu. Boşuna burada bekleme. Bizim de içimiz parçalanıyor ama elden ne gelir?”
Adam yaşlı gözlerle baktı bana ve: “Hocam, bu çocuğu sen almazsan, ben de bunu liseye verirsem, o da orada beynamaz biri olursa, bir din düşmanı olursa, bunun hesabını sen nasıl vereceksin, ben nasıl vereceğim?”
Adamın sözlerinden ben de etkilendim. Şimdi ikimiz de ağlıyorduk.
Sonra ben kalktım ve adama:” Sen haklısın amca. Bunun hesabı verilemez. Git kaydettir çocuğunu.” Dedim. Odama geçince ilgili muavini çağırdım. “Gelen herkesi alın, hiç kimseyi geri çevirmeyin” dedim.
Sonra gittik, bir başka okulun bir katını kiraladık ve orada okuttuk.”
İşte davası adına tavizsiz ve gözü kara bu hocamız, bir müddet de berzah aleminde kalarak ahirete doğru yola çıkmıştır. Allah Teâlâ’nın af, rahmet ve mağfiretine mahzar olsun inşallah. Kabri nur ve huzur dolu olsun, oradan cennetteki makamı seyretsin inşallah.
Başta kıymetli eşi yengemiz olmak üzere, evlat ve akrabalarına, gönüldaşlarına da sabr-ı cemil diliyorum.
|






![]() | Bugün | 133 |
![]() | Dün | 264 |
![]() | Bu Hafta | 1676 |
![]() | Geçen Hafta | 2432 |
![]() | Bu Ay | 10255 |
![]() | Geçen Ay | 9299 |
![]() | Toplam | 98103 |





